29 Ekim 2017 Pazar

Yeni bir yolculuk...

Aşk'la yazımda bebeklerin doğum hikayelerini yazmıştım. İlk doğanlar Şule'deydi. Ayakta durabilmeleri için denemeler yapmıştım. Malzeme, teknik, tiplemeler... O günlerin heyecanı farklıydı. Bana çok iyi gelmişlerdi.

Soma'ya Bir Köprü Projesi biteli aylar olmuştu ama içimde kalanlar bitmemişti. İçim düğüm düğümdü. Birbirine girmiş yün yumakları gibi. Saatler boyu bebeklere gövde yapmak için yün sardığımı anımsıyorum. Zamanın ötesine geçtiğim,zamansız saatler. Soma'nın kömürüne bulanmış nice duygu akıp geçiyordu içimden, o gövdeleri inşa ederken. Elim yün sararken zihnim boşalıyor, kalbim ağrıyordu. Ağrı o kadar artıyordu ki bazen sağnak olup yağıyordu. O nedenle bu ilk doğanlarda o sağanakların izi var aynı zamanda. Hüzün, acı, çaresizlik, güven yaralanmaları, aidiyet kayıpları; Kömürün altında kalan yüzlerce ömür gibi birbirinden farklı anı parçacıkları. Bebekleri yaparken birbirinden bağımsız gibi duran ama özünde aynı duygunun parçacıkları olan anılar bütünlendiğinde gülümseyen suratlı neşe bebekleri çıktı ortaya. Her birinde anıların bütünlenme sürecinin izleri var. Tüm bu sürece eşlik edenlere ise şükran duygum var.

Şule'de olan bebekler aile dizimi çalışması için kullanılmak üzere yapılmıştı. Başka insanların anı parçaçıklarını, duygularını geçmişten bugüne taşıyan birer simgeydiler. İlk doğanlar bir çok doğuma vesile oldular hem ben de hem de yolculuklarına eşlik ettikleri kişilerde. Yaralanmış, hasar görmüşlerdi. Tamir etmek için aldım onları geçenlerde. Günlerdir onlar bana ben onlara bakıyorum. İçimden duygular akıp gidiyor. Onların dik duramamalarında kendi dik duruşumu görüyorum. Parçalanmışlıklarında kendi bütünlenme sürecimi. İçimden onları tamir etmek gelmiyor. Onların gülümseyen yüzlerinin gerisinde yatan duyguları görmek , yaşanmışlıkları hissetmek, derinliklerini farketmek iyi geldi bana. Kolleksiyon değerleri var artık. Hem yaşanmışlıkları hem de Neşe ve Şans bebeklerinin teknik açıdan gelişimsel süreçlerini görebildiğim için. Hepsini bulunduklari halleriyle bırakmaya karar verdim.

İlk doğanlar rehberlik etsinler istiyorum yeni tecrübeler için.

Bebeklerim hayat gibiler...

Ayakta durabilen bebekleri uzun süredir yapmıyordum. Baş ve ayaklar sert ve ağır malzemedendi. 30 saatte kuruyordu. Baş ve ayaklarla 60 saat bekleme süresi vardı. Saç, giysiler, boyamalar hariç. Ana gövde de kullandığım malzeme bir türlü istediğim esnekliği veremiyor,dengeyi sağlayamıyordu. Benim tez canlı yanıma iyi gelmemişti. Biraz uzaklaşmıştım bu nedenle. Anahtarlık ve broşlar daha neşeli ,daha yumuşak duygularla gelmişti. Genel kullanımda işlevseldiler. İnsanların yanında taşıyabildikleri bir neşe objesiydiler.

Yaz döneminde ayağı bir görünmezlikle kırıp üç ay evde kapalı kalınca zamanı yaymak gerekti yeniden. Bebekleri hiç almadım elime. Araştırdım, okudum,inceledim , teknik, malzeme aradım taradım.

Hayat gibi dengeyi sağlamakla ilgili olduğunu gözlemledim.Yeni denemeler,yeni malzemeler, yeni hikayeler, düşler gerekliydi sanki...

Belki yola çıkış hikayelerinin tamamlanma süreci bitmemişti.



Şule'den aldıklarıma da dokunmadım daha, yeni malzeme peşinde dolanırken keçeyününe karıştım. Waldorf bebekleri düştü önüme. Belli ki yolda olmak iyi geliyir hem bana hem onlara. Zamanını bekliyorlar... Yaşanmışlıkların verdiği acıdan özgürleşme zamanını belki de...


Kimbilir belki de doğrudur yazarın dediği ;

 "Düşler öğrenmeden bilmektir" **





Yolda olmaya devam...



Sevgi'yle...


** Küçük Tanrılar , Terry Prachet








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder